İdealize Karakter Ne Demek? Hayatın Komik ve Düşündüren Yüzü
İzmir sokaklarında yürürken bir yandan kahve içip bir yandan “neden herkes kendi kahvesini üç şekerli ister, ama bana hep çift şekerli geliyor?” diye düşünürken, fark ettim ki hayat sadece kahveyle ilgili değil. İnsan ilişkileri, arkadaş ortamları, sosyal medyanın garip esprileri… Bunların hepsinde bir “idealize karakter” var. Ama dur, hemen sıkılmayın, bunu felsefi bir ders gibi anlatmayacağım; daha çok kahve lekeli tişörtle, tramvayda karşılaştığım tuhaf insanlar üzerinden gideceğiz.
İdealize Karakter Nedir, Önce Onu Anlayalım
Şimdi hayal edin: Arkadaş grubunuzda herkesin hayran olduğu biri var. Sempatik, zeki, esprili, her zaman doğru şeyleri söylüyor. İşte bu tip karakterlere psikolojide “idealize karakter” deniyor. İnsanlar çoğu zaman kendi eksikliklerini, korkularını veya arzularını bir karakterin üzerine yansıtarak onu mükemmel görürler. Yani, aslında kimse o kişiyi gerçek anlamda bu kadar kusursuz bulmuyor; bizim kafamızda böyle bir “efsane” yaratılıyor.
Düşünün, ben dün akşam arkadaşlarımla kahvede oturuyorum. Arkadaşım Mete, tam bir idealize karakter gibi davranıyor: her esprisi yerinde, soruları zekice, gülüşü… haa bir de espirili bir şekilde göz kırpıyor. Ve tabii ben kendi içimde şöyle diyorum:
“Tamam, bu adam süper ama ya ben neden sadece kahve lekesinden gülünç gözüküyorum?”
İşte burada kendinle dalga geçmek şart. Çünkü idealize karakter dediğimiz olgu, çoğu zaman bizim içsel eleştirmenimizle, kıyaslama dürtümüzle besleniyor.
Gündelik Hayatta İdealize Karakter
İzmir’in Kordon boyunda yürürken fark ettim ki, herkesin kafasında bir idealize karakter var. Mesela markette kasiyer, bir anda sanki tüm gün sizin için orada çalışıyor gibi görünüyor. Ya da tramvayda yanınızda oturan kişi, bir bakıyorsunuz, tam idealize karakter potansiyeli taşıyor: nazik, kitap okuyor, bir de kulaklıkla gizemli müzik dinliyor.
Kendi kendime diyorum ki:
İç ses: “Bu kadar kusursuzluk bir insanda birikemez, mutlaka gizli bir şey vardır.”
Ve işte tam bu noktada mizah devreye giriyor. İnsanlar kusursuz görünen karakterleri idealize ederken, ben onları farkında olmadan gözlemliyorum ve içten içe her detayı abartıyorum.
Arkadaş Ortamında İdealize Karakterin Yeri
Arkadaş grubumda da durum aynı. Örneğin Selin, her zaman doğru yerde doğru şeyi söyleyen, herkesi güldüren ve herkesin hayran olduğu biri. Biz tabii onu idealize ediyoruz. Ama benim iç sesim şöyle:
İç ses: “Bir gün o da çoraplarını ters giyecek, ve işte o an ben hazır olacağım.”
Bu, arkadaş ortamındaki dengeyi komik bir şekilde kuruyor. Çünkü idealize karakterler hem övülür hem de bilinçaltında ufak bir mizah malzemesi olarak kullanılır. Biz onları yüceltirken, kendimizi de onların yanında daha “gerçekçi” hissediyoruz.
İdealize Karakter ve Kendimiz
İşte en komik kısım burası. İnsan başkalarını idealize ederken, kendini de karşılaştırıyor. Ben, 25 yaşında İzmir’de yaşayan bir genç olarak, arkadaş ortamında espri patlatırken içten içe her şeyi fazla düşünüyorum. Bir bakıyorum, idealize karakterler sadece başkaları değil, bazen kendimizde de ortaya çıkıyor.
Geçen gün kendime şöyle dedim:
“Tamam, ben bugün herkesin moralini yükselten adam olacağım.”
Ama saat 18:00’de, kahve makinesi bozuldu, ben de iç sesle konuştum:
İç ses: “Hadi ya, idealize karakter olmayı bırak, sadece kahveni kurtar.”
Bu an, idealize karakter kavramını gündelik hayatın mizahi yönüyle bağdaştırmak için mükemmel bir örnek. Hem ciddi hem de komik.
Sonuç Olarak
İdealize karakter ne demek sorusunun cevabı basit: İnsanların zihinlerinde yarattığı, genellikle mükemmel görünen ama gerçek hayatta elbette kusurları olan karakterler. Ama bunu sadece psikolojik bir kavram olarak düşünmeyin; hayatın içinde, kahve siparişinde, tramvayda, arkadaş sohbetlerinde, hatta kendi iç sesinizde bile karşınıza çıkıyor.
Ve İzmir sokaklarında yürürken bir yandan kahve içerken, bir yandan hayatı gözlemleyen 25 yaşında bir genç olarak şunu söyleyebilirim: idealize karakterler hayatı biraz daha eğlenceli, biraz daha düşündürücü ve kesinlikle biraz da komik kılıyor. Bazen onlara bakıp kendi eksiklerimizi fark ediyoruz, bazen de onlarla dalga geçiyoruz. Ama en önemlisi, herkesin kendi “idealize karakterini” yaratmasına izin verip, gülerek devam etmek…
Sonuçta hepimiz hem kahve lekesiyle gülünç hem de içten içe fazlasıyla düşündüren karakterler değil miyiz?